Odaya kahverengi hâkimdi. Odaya solmuş bir sonbahar hâkimdi. Eylüle az vardı. Beni kahverengi bir odaya koydular. Önümde bir telefon rehberi… Kafamdan adlar yaratıp, numaralar ekliyordum sonuna. Küçücük zihnimin, büyücek hayal gücümün isimleri ve aranılacak telefonları… Bir kahverengi can sıkıntısı içinde dostlar ediniyordum kendimce. Tatilin sonu, yazın sonu, bir kadının sonuydu. Hepsinden uzak tutmak istedi beni büyüklerim, büyük düşünüşleriyle. Küçük bir kıza ölümün fazla geleceğini anladılar da, sıkıntının orta yerine her şeyden habersiz ve düşlerle bıraktılar. Başıma da bir komşu teyze koydular, göz kulak olsun diye. Pek hatırlamıyorum ya, teyzenin göz kulak olacak hali yoktu. Gün boyunca camdan dışarıya bakmıştı. Belli ki o kadının ölümünden etkilenmişti. Sıra bende diyordu belki de.
O kadın ise, babamın halasıydı. Birden bire çıkan bir hastalık ve son! Telefon rehberinden bir isim silinmişti. Bense yeni isimler ekliyordum. Gidenlerin farkında değildim. Geceye varıyordu sıkıcı oda. Komşu teyze telefonun fişini çıkartıp, bana vermişti. Hayali insanların hayali numaralarını arayıp eğleniyordum. Derken geceye geldi amcam. Yaka paça dağılmış. Kırmızı ve asık bir suratla komşu teyzeme gidebileceğini söyledi. Amcamın halini gören teyze kalayım isterseniz dedi. Yanıt gelmeyince, uyuyup kalırsınız belki, çocuk yalnız kalmasın diye ekledi. Amcam, yorduk sizi yeterince, uyumam ben dedi ve teyzeyi gönderdi. Hatırlıyorum da, teyze kapıdan çıkarken homurdanıyordu.
—Ölüye terbiyesizlik yahu bunun yaptığı. Halanın kemikleri sızlıyordur yattığı yerde!
İşte o zaman anladım beni neden kahverengiye boğduklarını, neden yalnız bıraktıklarını. Aklıma dedem gelmişti. Dedemin ölüme gözlerini ilk açışını ben görmüştüm.
“Babam küllük istemişti. Mutfaktan almaya gittim, banyonun önünden geçerken durdum. Önce anlamadım dedem neden yerde yatıyordu? Neden tavana bakıyordu? Fısıltıyla ona her zaman seslendiğim gibi seslendim.
—Hey fötrlü dedecim! Kumaş kesip biçelim mi?
Ses yoktu. Yanına gittim kucağında duran eline dokundum. Eli düşüverdi yere. Küllüğü düşürüverdim yere. Babamın beni hemen kucağına alıp oturma odasına götürdüğünü hatırlıyorum. Kahverengi sıkıcılığındaki odaya bırakıp koşmuştu banyoya.”
Halamın ölümünü görmemiştim. Hatta ölümünden bile haberim yoktu. Ölümle ilk karşılaşmamdaki tepkim aileyi tedirgin etmiş olmalıydı ki sakladılar benden. Amcam geldi ben o kahverengi sıkıcılıkta halamın ölümünü duyduğum anda. Gülümsedi, sarıldı. Anason kokuyordu. Çocuk gözlerimden hüznü okumuş olmalı ki gözleri doldu. Sonra konuyu değiştirmek istedi. Gün boyunca ne yaptığımı sordu. Telefon rehberini gösterdim bir de gazete de gördüğüm yunus parkını. Seni götüreyim mi dedi, yanaklarımdan öperek. Rakılı öpücüklere bulandı yüzüm. Dedemin öpmesi gibiydi öpüşü. Rakılı, kokulu öpücükler… Sonra bana söz verdi. Seni o yunus parkına götüreceğim hafta sonu. O gece heyecandan uyuyamamıştım. O gece amcam acıdan uyuyamamıştı.
Aradan onca yıl geçti. Aradan bir ölüm daha geçti. Ben hala yunus parkına gidemedim. Ben hala o gece ki heyecanımı içimde tutuyorum. Amcam sözünü tutacak diye…
“Yaz tatiliydi, babama İstanbul’a gitmek istediğimi söylemiştim. Bir akşam annem mutfağa çağırdı beni. Sigarasını yakıp karşısına oturttu.
_İstanbul’a gitmeden önce bil istedim, geçen ay aslında biz tarla davası için gitmemiştik kızım. Sınavların olduğu için söylemek istemedik ama… Amcan hastaydı, biliyorsun!
-…
Hiç bir şey demeden odama gidip yazmaya başladım. Onca satırdan bir tek şunu hatırlıyorum: hani bana söz vermiştin! Yapacağımız çok şey vardı. Rakılı öpücükleri vardı yanaklarıma konduracağı. Anasonlu tutulmayacak sözleri vardı. Acaba o da bir banyoda mı öldü?
Bu gece bir yalnızlık masasında sıkıcı bir kahverengilikte anasonlu geçmişi yâd ettim. Dedem anason kokardı ve rakıdan öldü. Amcamın rakılı öpücükleri vardı ve rakıdan öldü. Meğer kalp dayanmazmış bu güzel illete! Sızım sızım içini kanatırmış. Şimdi ben, geçmişi yâd ederken rakı içmesem olmazdı. Anlayacağınız anasonlu bir gece daha! Öpücüksüz, sözsüz…
Sözlerimi de öpücüklerimi de göğe savurdum. Anasonlu ölümlere kadehim! Daha kesilip biçilecek kumaşlarım var. Daha telefon rehberine eklenecek isimlerim var. Daha yunusları görmedim. Daha çok anasonlu sözler vereceğim ve tutmayacağım. Şerefe! Rehberden silinenlere!