Jazzlem :)

ne zaman içime baksam, yükseklik korkum depreşir..

Archive for the 'Müzik' Category

Billie Holiday Nam-ı diğer LADY DAY…

Büyük blues şarkıcısı Bessie Smith,Louis Armstrong ve Mahalia Jackson dinleyerek büyüdügü cılgın 20li yıllarda,Billie yorumuyla caz müziğin gelecek vadeden genç solistlerindendi.Caz müzikte günümüze dek uzanacak olan fresk Billie’nin yorumuyla başladı.
Billie Holiday başlattığı bu şaheser freskin daima baş kişisi kaldı.
İlk ciddi çalıştığı yer olan Patagonia’da yapımcı John Hammond bir akşam onu dinledi ve derhal plak yapmasını sağladı.Fakat bu plak pek başarılı olamadı.Ardından dönemin en güçlü yapımcılarından Joe Glaser dinledi ve yıllarca sürecek işbirliği başladı.
Harlem’deki birçok belli başlı kulüpte ve kısa bir süre sonrada Apollo’da sahneye çıktı.Birkaç filmde göründü,hatta Rhapsody in Black’ta Duke Ellington Orkestrası önünde söyledi.
Kendine özgü stiliyle pek çok saksafoncuyu,bebop müzisyenlerini,kısaca cazın gelişimini etkileyen Lester Young en çok Billie Holiday’i etkilemiştir.Müzikal düzeyde kalan birlikteliklerinde halen referans niteliği taşıyan birçok kayıt yaptılar.Billie Lester’in benzersiz cümlelerini tamamlıyordu.
Billie Holiday çeyrek yüzyılı aşan müzik yaşamında elbette Lester Young’dan başka müzisyenlerle de çalıştı.Bu toplulukların ve müzisyenlerin başında ünlü piyanist Teddy Wilson ve Orkestrası gelir.Billie Holiday 1937den başlayarak kendi orkestralarını kurmaya başladı.
Uyuşturucu pek çok büyük müzisyen gibi onun da yaşamını gittikçe içinden çıkılmaz,ölümcül bir labirent haline getirdi.Şarkıcılığı Charlie Parker’dan Miles Davis’e,Frank Sinatra’dan Bill Evans’a bütün romantiklerin kanına işledi.1956’da ‘kendi ağzından yaşam öyküsü’yayınlandı:’Lady sings the blues’…
Billie Holiday üç yıl kadar sonra 17temmuz1959’da öldü.
(yazı alıntıdır)

billie holiday-Why Was I Born
yours and mine-billie holiday
billie holiday- He´s funny that way

posted by Özlem in Jazz and have No Comments

REHBERDEN SİLİNENLER

Odaya kahverengi hâkimdi. Odaya solmuş bir sonbahar hâkimdi. Eylüle az vardı. Beni kahverengi bir odaya koydular. Önümde bir telefon rehberi… Kafamdan adlar yaratıp, numaralar ekliyordum sonuna. Küçücük zihnimin, büyücek hayal gücümün isimleri ve aranılacak telefonları… Bir kahverengi can sıkıntısı içinde dostlar ediniyordum kendimce. Tatilin sonu, yazın sonu, bir kadının sonuydu. Hepsinden uzak tutmak istedi beni büyüklerim, büyük düşünüşleriyle. Küçük bir kıza ölümün fazla geleceğini anladılar da, sıkıntının orta yerine her şeyden habersiz ve düşlerle bıraktılar. Başıma da bir komşu teyze koydular, göz kulak olsun diye. Pek hatırlamıyorum ya, teyzenin göz kulak olacak hali yoktu. Gün boyunca camdan dışarıya bakmıştı. Belli ki o kadının ölümünden etkilenmişti. Sıra bende diyordu belki de.
O kadın ise, babamın halasıydı. Birden bire çıkan bir hastalık ve son! Telefon rehberinden bir isim silinmişti. Bense yeni isimler ekliyordum. Gidenlerin farkında değildim. Geceye varıyordu sıkıcı oda. Komşu teyze telefonun fişini çıkartıp, bana vermişti. Hayali insanların hayali numaralarını arayıp eğleniyordum. Derken geceye geldi amcam. Yaka paça dağılmış. Kırmızı ve asık bir suratla komşu teyzeme gidebileceğini söyledi. Amcamın halini gören teyze kalayım isterseniz dedi. Yanıt gelmeyince, uyuyup kalırsınız belki, çocuk yalnız kalmasın diye ekledi. Amcam, yorduk sizi yeterince, uyumam ben dedi ve teyzeyi gönderdi. Hatırlıyorum da, teyze kapıdan çıkarken homurdanıyordu.
—Ölüye terbiyesizlik yahu bunun yaptığı. Halanın kemikleri sızlıyordur yattığı yerde!
İşte o zaman anladım beni neden kahverengiye boğduklarını, neden yalnız bıraktıklarını. Aklıma dedem gelmişti. Dedemin ölüme gözlerini ilk açışını ben görmüştüm.
“Babam küllük istemişti. Mutfaktan almaya gittim, banyonun önünden geçerken durdum. Önce anlamadım dedem neden yerde yatıyordu? Neden tavana bakıyordu? Fısıltıyla ona her zaman seslendiğim gibi seslendim.
—Hey fötrlü dedecim! Kumaş kesip biçelim mi?
Ses yoktu. Yanına gittim kucağında duran eline dokundum. Eli düşüverdi yere. Küllüğü düşürüverdim yere. Babamın beni hemen kucağına alıp oturma odasına götürdüğünü hatırlıyorum. Kahverengi sıkıcılığındaki odaya bırakıp koşmuştu banyoya.”

Halamın ölümünü görmemiştim. Hatta ölümünden bile haberim yoktu. Ölümle ilk karşılaşmamdaki tepkim aileyi tedirgin etmiş olmalıydı ki sakladılar benden. Amcam geldi ben o kahverengi sıkıcılıkta halamın ölümünü duyduğum anda. Gülümsedi, sarıldı. Anason kokuyordu. Çocuk gözlerimden hüznü okumuş olmalı ki gözleri doldu. Sonra konuyu değiştirmek istedi. Gün boyunca ne yaptığımı sordu. Telefon rehberini gösterdim bir de gazete de gördüğüm yunus parkını. Seni götüreyim mi dedi, yanaklarımdan öperek. Rakılı öpücüklere bulandı yüzüm. Dedemin öpmesi gibiydi öpüşü. Rakılı, kokulu öpücükler… Sonra bana söz verdi. Seni o yunus parkına götüreceğim hafta sonu. O gece heyecandan uyuyamamıştım. O gece amcam acıdan uyuyamamıştı.
Aradan onca yıl geçti. Aradan bir ölüm daha geçti. Ben hala yunus parkına gidemedim. Ben hala o gece ki heyecanımı içimde tutuyorum. Amcam sözünü tutacak diye…
“Yaz tatiliydi, babama İstanbul’a gitmek istediğimi söylemiştim. Bir akşam annem mutfağa çağırdı beni. Sigarasını yakıp karşısına oturttu.
_İstanbul’a gitmeden önce bil istedim, geçen ay aslında biz tarla davası için gitmemiştik kızım. Sınavların olduğu için söylemek istemedik ama… Amcan hastaydı, biliyorsun!
-…

Hiç bir şey demeden odama gidip yazmaya başladım. Onca satırdan bir tek şunu hatırlıyorum: hani bana söz vermiştin! Yapacağımız çok şey vardı. Rakılı öpücükleri vardı yanaklarıma konduracağı. Anasonlu tutulmayacak sözleri vardı. Acaba o da bir banyoda mı öldü?
Bu gece bir yalnızlık masasında sıkıcı bir kahverengilikte anasonlu geçmişi yâd ettim. Dedem anason kokardı ve rakıdan öldü. Amcamın rakılı öpücükleri vardı ve rakıdan öldü. Meğer kalp dayanmazmış bu güzel illete! Sızım sızım içini kanatırmış. Şimdi ben, geçmişi yâd ederken rakı içmesem olmazdı. Anlayacağınız anasonlu bir gece daha! Öpücüksüz, sözsüz…
Sözlerimi de öpücüklerimi de göğe savurdum. Anasonlu ölümlere kadehim! Daha kesilip biçilecek kumaşlarım var. Daha telefon rehberine eklenecek isimlerim var. Daha yunusları görmedim. Daha çok anasonlu sözler vereceğim ve tutmayacağım. Şerefe! Rehberden silinenlere!

posted by Özlem in Müzik, Öykü and have No Comments

Gerry Mulligan’la güzel akşamüstleri dilerim


Yoğun geçen bir haftayı düşünün. Nefes almaya vaktinizin bile olmadığı bir haftadan sonra nihayet boş zamanınız var. Hem de tüm bir gün! Öncelikle tüm zorunluluklar üzerinizden kalktığı için boşluk hissedeceksiniz. Sürekli sizi geren bir şeyler yapmalıyım hissini bastırmak zorundasınız.
Bir film izlemek, kitap okumak, sevdiğiniz bir konu hakkında araştırma yapmak, arkadaşlarla görüşmek bile bu duygunuzu bastıramadıysa size bir tavsiyem var. Aslına bakarsanız tüm bunları yapmadan önce tavsiyemi dinleyin: bir Gerry Mulligan parçası dinleyin. Hele ki alto üstadı Johnny Hodges ile beraber hazırladıkları bir parçayı.
Ne yapacağımı bilmez bir halde internette dolaşırken bir caz bloguna rastladım. Blogu hazırlayan arkadaşa teşekkür etmeliyim. Gerçekten güzel bir kaynak! Ve Gerry Mulligan’ın parçalarına kavuştum sayesinde. Jazz severlerin mutlaka uğraması gereken bir site!
(http://caziyasaticaz.blogspot.com/search/label/Gerry%20Mulligan)
Bu adresten o güzel arşive ulaşabilirsiniz. Tavsiyem Gerry Mulligan’dan başlamanız. Güzel bir akşamüstü için… şimdi birkaç doz Mulligan aldığınıza göre, planlarınıza devam edebilirsiniz.

posted by Özlem in Jazz and have No Comments

alice harikalar diyarında..

Dışarı çıktığımda havanın bu kadar güzel olmasına sinirlenmiştim. Sınav zamanı, insanın havanın etkilerine kapılmaması gerekiyor. Kemik çerçeveli gözlüklerimi takıp, suratım asık bir şekilde ilerliyordum. Aklımda sınavına gireceğim dersin konuları… Otobüse binebilmek için durağa kadar yürüdüm. Mp3çalardan hot hot heat-middle of nowhere dinliyordum. Tam önümden küçük bir kız geçti. Bir an duraksadım.
Küçük kırmızı elbisesi dizlerinin üzerindeydi. Elbisesi kurdeleyle bezeliydi. Kırmızı elbisesinin altına kırmızı converseler giymişti. Beyaz muzlu çoraplarında kırmızı kalpler vardı. Saçlarını salmış, kırmızı bir taç takmıştı. Olsa olsa altı yaşındaydı. Gülümseyerek ilerliyordu. Ellerinin arasında dünyanın en önemli şeyini taşır gibiydi. Küçük elleriyle sımsıkı sardığı şeyi bir süre göremedim. Önüme geldiğinde ister istemez durup baktım. Ellerinin arasındaki, o dünyanın en önemli her şeyden korumak istermişçesine sımsıkı sardığı şeyi gördüm. Yavru bir tavşandı. Minik kırmızı gözleri ve bulunduğu avuçların sıcaklığında huzurdan rahatlamış küçük bedeniyle öylece duruyordu. Korkmadığı, o ellerden kurtulmak istemediği belliydi.
Bir an için kendimi Alice harikalar diyarında hissettim. Küçük kız, tavşan yavrusu, güneşli hava… Şimdi bunda bu kadar şaşırılacak ne var diyorsunuz biliyorum. Tüm o griliğin, beton yapıların ve simsiyah giyinmiş ruhu da kararmış bir benin yanına bu sahneyi getirin. Oldukça bir araya gelemeyecek sahneler dimi! Kızın gözlerinde gördüğüm mutluluk ise, ne zamandır tatmadığım bir mutluluk. Sevgi ve sahiplenmeyle tüm dünyaya karşı gelmenin gururu ve birde sevdiği şeyle olmanın mutluluğu! Kıskanmamak elde değil.
Gülümsedim ve ilerledim. Ama o andan sonra günüm olabileceğinden daha farklı geçti. Sınav öncesi Hitlerden, işkencelerden, sosyalizasyondan bahseden arkadaş grubuma katıldım. Suratımda bir gülümsemeyle dinliyordum. Tamam, kabul ediyorum. Dinlemiyordum. Sınavmış, dersmiş, Hitlermiş umurumda değildi. Yorgun ve ders çalışmaktan zombileşmiş arkadaşlarım güzel ve enerjik göründüğümü söylediler. Solgun yüzlerine bakınca bende anladım. Hayat enerjimizi yok eden tüm şartlara rağmen o küçük kız bana mutluluk vermişti. Yüzüme yansımış olmalı.
Kötü geçen sınavım bile bunu değiştiremedi. Sabahtan beri o küçük kızı ve çocukluğumu düşünüyorum. Üzerimde bir polyanna etkisi ve hala aynı şarkıyı dinliyorum.

posted by Özlem in Curcuna, Diğerleri, Günlük, Öykü and have Comments (2)

Yalnizliga Alistim & Kucuk Prens

R&B/soul/funk türü müzik yapan grubun vokali Eda Güney. gerçekten de çok güzel bir sesi var. insanın içini ısıtan aynı zamanda melakoliye boğan bir ses… Sözler ise ayrı bir güzel. bu aralar bu iki parçaya takmış olmakla beraber, içimden geçen sözlerin bu şarkılarda geçtiğini düşünüyorum :..(

posted by olci in Diğerleri and have No Comments

Sokagin Hikayesi - 1

İçinde yığılan bir çok kelimenin, ruhunun düğümlerinin, çözümsüzlüklerinin çözümünü hep kendinde aradın. Ve bir gün ansızın farkettin ki…Tüm çelişkilerinle sen bir insansın.İnsan olmanın en olağan hali çözümsüzlükteydi. Anladın ve her çözümün yine insan da olduğunu farketiin. Bu yüzden vurdun sokaklara kendini. Aradığın cevap oradaydı, biliyordun. Sokakta, insanda, onların yüzlerinde, sende…

Read more…

posted by Özlem in Müzik and have No Comments

Merhaba!

Jazz severler, sevdirilenler, merhabalar : ) Sitemiz açıldı, takip etmeye devam edin.)

posted by olci in Curcuna, Deneme, Diğerleri, Edebi, Felsefik Meditasyon, Günlük, Jazz, Kitap, Müzik, Sanat, Sinema, Öykü and have No Comments