Jazzlem :)

ne zaman içime baksam, yükseklik korkum depreşir..

Archive for the 'Curcuna' Category

Bir varmış bir yokmuş… tatlı rüyalar!

Tüm gece eski günleri andık, güldük, hüzünlendik. Belki de o yüzden Cihan’ın aklına o komik fikir geldi. Uykum vardı ve bütün gece Ezgi’yle uğraştığımız kolaj çalışması yüzünden yorgun hissediyordum. Etraftaki tüm kâğıt parçalarını topladıktan sonra yatağa uzandım. Cihan hadi kitap okuyalım dedi. Bu fikre sevinmiştim ama benim düşündüğüm gibi olmadı. Zannettim ki herkes kitabını alır bir kenara geçer ve biraz başımı dinlerim.
Belki de eskileri anmak çocukluk özlemlerimizi geri getirmişti. Cihan kitap okuyalım derken, masalları kastediyormuş aslında. Masal mı? Bu yaşta mı? Ezgi’yle pijamalarımızı giydik. Uyumak istiyorduk ama Cihan masal konusunda ısrarlıydı. Komik adam şu Cihan! Ona ‘fantezi man’ dememizin haklı yanları var galiba. Biz uzandık bir yandan gülüyoruz. Cihan eline laptop’u alıp karşıdaki sandalyeye oturdu. Hangi masalı okuyayım diye sordu. Ciddiydi. Bu komik fikri ne kadar sürdürebileceğini merak ediyordum. ‘Hansel ve Gratel’ diye cevap verdim. İnternetten masalı bulup okumaya başladı. Ezgiyle kendimizi tutamayıp gülüyorduk.
Çocukluğumda bana hiç masal okumadılar. Amerikan aile filmlerinde olduğu gibi, iyi geceler öpücüğü de almadım. Komikti. Ama çocukken biri bana masal okusa ne kadar mutlu olabileceğimi düşündüm. Siz uzanıp tatlı yorgunlukta yorganı üzerinize çekip, gözlerinizi yumup dinlerken, ılık sesli bir annenin uzak masal diyarlarını size anlattığını bir düşünün. Gerçekten güzel olmalı. Bizim durumumuzda komik olan okuyan bir arkadaşımızdı ve sesi hiçte ılık tatlı bir tona sahip değildi. Ne yalan söyleyeyim. Sesini kısarak ve tonlayarak çaba sarf ediyordu. Sonra Niyazi geldi. O da koltuğa oturup dinlemeye başladı.
Artık gülmüyorduk, dinliyorduk. Cihan’ın aklına bu fikir nereden geldi bilmiyorum ama hayli eğlenceliydi. Yorgunluğu ve tüm stresinizi atıyorsunuz. Çocuk masallarının masum dünyasını dinlerken, çocukluğunuzu geri dönüyorsunuz. Bir ara uyandım. Uyumuş olduğuma şaşırdım. Masal dinlerken uyumuştum. Cihan laptopu kapatıp gitti. İyi geceler diyip tekrar uykuya daldım. Uyumakta zorlanan, uyuyabilmek için bir saat uğraşan, yatakta dönüp duran biri olarak bu beni çok şaşırttı. Masal diyarından rüyalara geçiş yapmıştım.
Hansel ile Gratel geri dönebilmek için ekmek kırıklarını yola serptiler. İyi geceler!

posted by Özlem in Günlük and have No Comments

Curse of the Golden Flower

Curse of the Golden Flower

zaten muhteşem bir aktris olarak kabul ettiğim li gong’un da dahil olması ile beni benden almış uzak doğu yapımı savaş ve entrika filmi.
teknik bilgi vermeyeceğim, canı çekenin bu adrese taksi tutması yeterlidir.

film, zaman zaman sıkıcı olsa da, kendini izletmesini biliyor. filmdeki herkesin birbirine arkadan bişeyler sokması, sokmaya çalışması ise ayrı bir muamma. herkes mi birbirini düdükler arkadaş ?

————spoiler—————
film sonunu hiç beğenmedim, sonu derken, sonuna doğru gelişen olayları değil en son sahnede baglanması gereken yerden bahsediyorum. noldu şimdi bu hanedan? erkek evlatsız kaldı, bunlar bidaha mı çocuk yapacaklar ? herneyse, biz alacağımız keyifli yerlere bakalım.. (tam bu cümleyi yazarken yerde dövülen küçük veledin de dayaktan öldüğü ihtimalindeyim, aklınızda olsun)

en küçük veledin bir anda sevmiyorsunuz beni tribinde abisini öldürmesi çok hoştu. ben de sevmem öyle ensest ilişki, adam bacısına o gözle bakar mı ? zaten ben de pek sevmem, ben de olsam aynını yapardım. tebrik ediyorum.

ayrıca değinmek istediğim bir konu var ki, bu uzakdoğu filmlerinde avluya alınan topluluğun oklarla öldürülme gibi bir fantezi var sanırım, daha önce bir çok kez bu sahneyi izlemiştim, ilginç gelmedi. ilginç tarafı katliamdan hemen sonra ortalığın tekrar eski haline getirilmiş olunması.

imparatorun kendinden emin hareketlerinden böyle bir son olacağı zaten belliydi, ama yine de nasil baglayacaklarını merak etmiyor değil insan.

iran’dan getirilen o zehir ise bir kimyacı olarak çok dikkatimi çekti, biz de kullansak mı ki başımızdaki siyasetçilere ne ?
————spoiler—————

eski bir film kendileri, izleseniz de olur izlemesiniz de, ben vurdulu kırdılı kanlı revanlı film severim, bayılırım diyorsanız da kaçırmayın..

ben niye izledim?
li gong’um yeter..

sevgili ile izlenebilir : +
sinemada izlenebilir : ~
aile ortamında izlenir : +
arkadaş ortamında izlenir : +++
evde tek başına izlenebilir : +++

posted by olci in Sinema and have Comment (1)

alice harikalar diyarında..

Dışarı çıktığımda havanın bu kadar güzel olmasına sinirlenmiştim. Sınav zamanı, insanın havanın etkilerine kapılmaması gerekiyor. Kemik çerçeveli gözlüklerimi takıp, suratım asık bir şekilde ilerliyordum. Aklımda sınavına gireceğim dersin konuları… Otobüse binebilmek için durağa kadar yürüdüm. Mp3çalardan hot hot heat-middle of nowhere dinliyordum. Tam önümden küçük bir kız geçti. Bir an duraksadım.
Küçük kırmızı elbisesi dizlerinin üzerindeydi. Elbisesi kurdeleyle bezeliydi. Kırmızı elbisesinin altına kırmızı converseler giymişti. Beyaz muzlu çoraplarında kırmızı kalpler vardı. Saçlarını salmış, kırmızı bir taç takmıştı. Olsa olsa altı yaşındaydı. Gülümseyerek ilerliyordu. Ellerinin arasında dünyanın en önemli şeyini taşır gibiydi. Küçük elleriyle sımsıkı sardığı şeyi bir süre göremedim. Önüme geldiğinde ister istemez durup baktım. Ellerinin arasındaki, o dünyanın en önemli her şeyden korumak istermişçesine sımsıkı sardığı şeyi gördüm. Yavru bir tavşandı. Minik kırmızı gözleri ve bulunduğu avuçların sıcaklığında huzurdan rahatlamış küçük bedeniyle öylece duruyordu. Korkmadığı, o ellerden kurtulmak istemediği belliydi.
Bir an için kendimi Alice harikalar diyarında hissettim. Küçük kız, tavşan yavrusu, güneşli hava… Şimdi bunda bu kadar şaşırılacak ne var diyorsunuz biliyorum. Tüm o griliğin, beton yapıların ve simsiyah giyinmiş ruhu da kararmış bir benin yanına bu sahneyi getirin. Oldukça bir araya gelemeyecek sahneler dimi! Kızın gözlerinde gördüğüm mutluluk ise, ne zamandır tatmadığım bir mutluluk. Sevgi ve sahiplenmeyle tüm dünyaya karşı gelmenin gururu ve birde sevdiği şeyle olmanın mutluluğu! Kıskanmamak elde değil.
Gülümsedim ve ilerledim. Ama o andan sonra günüm olabileceğinden daha farklı geçti. Sınav öncesi Hitlerden, işkencelerden, sosyalizasyondan bahseden arkadaş grubuma katıldım. Suratımda bir gülümsemeyle dinliyordum. Tamam, kabul ediyorum. Dinlemiyordum. Sınavmış, dersmiş, Hitlermiş umurumda değildi. Yorgun ve ders çalışmaktan zombileşmiş arkadaşlarım güzel ve enerjik göründüğümü söylediler. Solgun yüzlerine bakınca bende anladım. Hayat enerjimizi yok eden tüm şartlara rağmen o küçük kız bana mutluluk vermişti. Yüzüme yansımış olmalı.
Kötü geçen sınavım bile bunu değiştiremedi. Sabahtan beri o küçük kızı ve çocukluğumu düşünüyorum. Üzerimde bir polyanna etkisi ve hala aynı şarkıyı dinliyorum.

posted by Özlem in Curcuna, Diğerleri, Günlük, Öykü and have Comments (2)

Güneşi Gördüm

Güneşi Gördüm

mahsundur diye izlenilmemesi durumunda çok şey kaçılaracağına inanıyorum. demet evgar’ın o muhteşem oyunculuğunu görmeniz lazım kesinlikle, ayrıca %90 ölçüde beyaz melek ile aynı kadroya sahip, fakat erol günaydının bu kadar pasif bir rolde oynamasına pek bi üzüldüm. doğudan ibne çıkmaz olayına parmak basması, büyük cesaret, ama hiç de işlerin o şekilde olmadığını, teröristin de, şehitin de, travestinin de hayatımızın içinde bir gerçek olduğunu gözler önüne seriyor.. filmdeki köylerin boşaltılması, boşaltma şekli, boşaldıktan sonra ne hale gelindiği, norveç’in dağları ile bizim dağlarımızın farklı şeylerle dolu olması, norveçteki mağdur insanlar ile, bizim mağdur insanlarımızın gördüğü muamele hakkındaki tüm gösterimler maalesef sonuna kadar gerçektir. doğrudur. acı vericidir.

sosyal mesaj beklemeden, aaa şurda bunu mu demek istiyo bu yaaağ bik bik bik efektlerine girmeden izlenildiğinde, gayet keyif alınabilecek bi film. trajedi noktaları, babaların feryatları çok içli anlatıldığına inanıyorum.
izleyin izletin efenim.

sevgili ile izlenebilir : +
sinemada izlenebilir : -
aile ortamında izlenir : +++
arkadaş ortamında izlenir : +++
evde tek başına izlenebilir : ++

posted by olci in Sinema and have Comment (1)

Lorenzo’s Oil

Lorenzos Oil

Lorenzo's Oil

George Miller’ın yazıp yönettiği 1992 yapımı, gerçekten uyarlama süper bir film. bir arkadaşımın “sen nasıl kimyacısın olm bunu izlemen lazım” diye gazına getirip başına oturttuğu dehşet’ül vahşet bir yapım.

Film anne, baba ve ölmek üzere anlaşılan bir çocuk etrafında dönüyor. biyokimya konusunda cahil anne ve babanın bir anda devleşmesini ve çocuklarını iyi etmesini konu alıyor. Ben kötü bir çekim ve rahatsız br ortamda izledim ama sizler için daha iyi bir ortam tavsiye ediyorum.

1993′de 2 dalda oscar adayı olmuş ama kazanamamış, büyük yazık:)

8~/10

posted by olci in Sinema and have Comments (2)

“KÖTÜ AHLAK”I: MARQUİS DE SADE

Marquis De Sade kimilerince yerilen kimilerince övülen yazar.O kimilerince sapık,deli kimlerince zehirli bir deha.Bu yazının amacı Sade’ın ahlak felsefesinde bir yer sahibi olduğunun altını çizmektir. Read more…

posted by Özlem in Curcuna, Felsefik Meditasyon and have No Comments

Sokagin Hikayesi - 2

En çok da aşkı görmek yordu seni. içinin düğümleri daha da kenetlendi. daha çok acıdı canın. Yine de umutlandın.Aşkta, yalnızlıkta insanlar içindi.

Yalnız bir adamın yorgun yüzünden, aşkın acı halinin bile aşk olduğunu ve aşkın acıyla bile güzel olduğunu öğrendin. Adam aslında yalnız değildi. Aşkı onunlaydı. Hisleri onunlaydı.

Ara sokaklarda yılan insanları da gördün.

Read more…

posted by Özlem in Curcuna and have No Comments

Merhaba!

Jazz severler, sevdirilenler, merhabalar : ) Sitemiz açıldı, takip etmeye devam edin.)

posted by olci in Curcuna, Deneme, Diğerleri, Edebi, Felsefik Meditasyon, Günlük, Jazz, Kitap, Müzik, Sanat, Sinema, Öykü and have No Comments